Maydanoz Bey ve Ponçik Hanım

                    İstemediğim her an karşımda, unutmaya çalıştığım her an aklımdaydı. Bitmişti ama. Hem de ben "yapma" dedigimde bitmişti en çok. Nedeni yoktu. Bahaneydi benim için tüm neden gördükleri. Sevdiğim kimseyi bilerek incitmemiştim ve incitmeyecektim. Kendime verdiğim en büyük sözdü bu çünkü. Yapamazdım. O böyle düşünmüştü. Görüntün sana hissettiklerimi etkilemez, derdi ama bana sorarsanız etkilemişti. Ona karşı hissettiğim tutkulu bir aşk değildi sadece onunla geçirdiğim güzel vakitleri elimden alışı zoruma gitmişti. Evet ona karşı hissettiğim tutkulu bir aşk değildi ama bunun olmasını öyle çok istemiştim ki, onun yanında zamanı durduruyordum hep kalsın diye yanımda, o yokken de boş duvarlara bakıyordum. Hayal kurmuştum onunla ilgili. İkimize dair söylemlerim ve ikimize dair yapılacaklar listem vardı. Onunla daha çok konuşmak isterdim mesela. Sesini saklayabilmek isterdim. Saklıyorum da aslında ama duymaya korkuyorum o yüzden dinlemiyorum. Yüzünü de saklıyorum mesela ama bakmaya korkuyorum görmezden geliyorum. Kokusunu duyduğumda tanıyorum ama dönüp bakmaya korktuğumdan yanımdan geçen her kimse uzaklaşana kadar yürüyorum. Onunla anlaşabilme ihtimalimiz neredeyse yok ama yine de olasılıkları zorluyorum kendimce. Aşk acısı çeken bir kızın ergence tavrı gibi gelebilir davranışlarım ama bunları ne aşk acısı çektiğim için ne de ona acı çektirmek için yapıyorum. Ufak tefek şeyleri kafamda büyütmekten başka bir şey değil bu. Farkındayım. Farkındayım da ne yapacağımı bilmiyorum. Her şey bulanık gibi netleştiremiyorum. Odak noktasını kaybeden analog bir fotoğraf makinası gibiyim. Aslında öyle sevimli görünüyor ki her şey ama flu. Sadece renkleri kalmış, tonları öylesine güzel. Onun hayatında değişen bir şey yok sanırım. Devam ediyor. Etmeli. Öğrenmiş. Ya da ediyormuş gibi yapıyor. Olsun. Bana kalırsa,ki bana niye kalsın ama, geçmişinin bir yerinde o halâ. İnkar ediyor,çünkü etmeli, ama bence o halâ onun yanında. Belki de o minik çocuğun minicik avuçlarına doldurduğu o minik çikolataların acı bitter kısmında. Ya da o çocuğun gözlerinde. Bilemiyorum. Buralarda olmadığı kesin ama. Onunla mükemmel iki dost olmayı berbat iki sevgili olmaya yeğlerdim en başında. Şimdiyse yanımda olduğunda elini tutmadan yürüyemezmişim gibi geliyor. Yüzüne bakmadan konuşamazmışım gibi.

                    Her neyse iste söylenecek çok şeyi susarak tüketmek daha mı iyi bilmiyorum ama şimdi ona "geçmedi" diyecek gücüm bile yok. Çünkü bir anlamı olmayacak biliyorum. O anneanne yadigârı kıymetli bir vazo gibi. Dokunmaya kıyamıyorum çünkü düşerse kırılır, aldığı ilk darbede tuz buz olur çocuk yüreği. Bazen tozunu alsam, bir yüzünü güldürsem yeter. Dahası mı? Dahası yok. O gülsün, benim dünyam da gülümser. O benim gözlerime bakarsa da ben onun başını okşamış gibi olurum. Gülüşüyle de sarılırım. Dahasına gerek yok.

                                                                                                                     07.04.15 / 16.52

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İtiraf

Reenkarnasyon Varsa Tanrım, Sonraki Yaşamımda Bencil Olmayı Dilerim!

"onu yaşamadan anlayamazsın" demiştin. anladım.