âh içimde devletler yıkılıyor*


          Dağılıyorum. Un ufak oluyorum. Elimdeki avcumdaki benim olan o son üç beş şeye tutunmaya çalıştıkça sanki eşeleniyorum, deşiliyor tutmaya çalışan ellerim. Uğultular sabit. Geçmiyorlar. Konuşsanız mutluyum, neşe saçıyorum. Yüzümün, dolgun yanaklarımın coşkunluğundan ağzım küçük kahkaham büyük görünüyor dışarıdan bakınca, biliyorum. Engel olamadığım mutsuzluklar yaşanırken, kendi payıma düşeni kabullenip susuyorum. Kimseye kırılmaya hakkım yok gibi. Hep ben bir şeyleri anlatamıyorum, anlatabilsem anlarlar çünkü. Hep ben yanlışa düşüyorum, düşmesem düzelirdi çünkü. Kaç sebebim var umut edebilmek için? Ya olmazsa varabileceğim kaç son var? Nefesim kesiliyor çıkmaz sorularda. Şişmanlıktan değil, bundan 40 kilo daha zayıfken de oluyordu bu, sadece bu kadar sık değil. Astıma benziyor biraz. Anksiyete ile el ele tutuşmuş astıma... Boğaza oturan yumruya sevdalı minik tuzlu su damlalarına... Ağzın dille sarmaş dolaş olan o tavrına... Olmayacak yerde tutulup kalan bir akla benziyor. Midem bulanıyor. Üzerine kusmak istiyorum bazı şeylerin. Bazı toprakların, bazı soruların, bazı sorunların, bazı sorumlulukların, bazı sorumsuzların, bazı huzursuzlukların, bazı mutsuzlukların, bazı zamanların... Geçmeyecek gibi gelen günler hep geçti ama bir sonraki gün daha da çöreklendi olduğu yere sanki. Erdem Bayazıt'ın "bir kısır döngüye girmek için bütün çabalar
biz bunun için mi geldik"
dediği yerdeyim.
Konumuzla pek ilgisi yok ama ölümden korkanlar toprağı sevmiyorlar. Belki de yeşeremeyişimiz bundan.
                                                                                                                           190219/2315

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İtiraf

Reenkarnasyon Varsa Tanrım, Sonraki Yaşamımda Bencil Olmayı Dilerim!

"onu yaşamadan anlayamazsın" demiştin. anladım.