Kayıtlar

Bir "Senfoni"

           Dünden beri kafamda bir şiir. Turgut Uyar. Senfoni. Bir müzik gibi yankılanıyor zihnimde. Okumak istiyorum ona. En çok ona. Bir fotoğrafla büyüyor içimde.             Yorgun gözlerine, yaşanmışlıklı ellerine, neredeyse hep gülen ağzına...             Bir şiir.             Ruhuna.   SENFONİ Önce sesin gelir aklıma Çaresiz kaldıkça hep seni düşünürüm Güzel olan, dolgun başaklardaki sarışın sevinçli Sonra cumartesi günleri gelir Sonra gökyüzü gelir hemen kurtulurum Bir yağmur yağsa da, beraber ıslansak. Kırk kere söyledim bir daha söylerim Savaşta ve barışta, karada ve denizde, Düşkünlükte ve esenlikte Zamanımız apayrı bize göre Yan yana olduk mu el ele Aç kalsak ağlamayız biliyorum. İçim güvercinleri okşamış gibi rahat Sen yanımdayken ister istemez Geniş meydanlarda akşam üstl...

1 Mart 2019

          23. yaşımı doldurmama 10 gün kalmış. Kafamı toparlayamadığım bir güne uyanmış, elimi ayağımı koyacak yer bulamamışım. Sakarlığım daha gün başlarken belli etmiş kendini. Koşturmacalı okul halinin üzerine boş giderken bir anda çalışasımızın tutmuşluğu bir ders... Kafam iyice karışmış. Nefes nefese bir kapının önünde durmuşum. Sakinleşmeye çalıştıkça battığımı fark edip uzatmadan girmişim içeri, ne olacaksa olsun diye. Yine güzel gülen bir adam bulmuşum karşımda. Hayatımda duyduğum en güzel "cancağızım"lardan birini duymuşum. Bir "kuzucuk" olmaya dünden hazırmışım.           Ne güzel eller varmış evrende. Ne güzel sesler varmış. Ne güzel gülüşler varmış.           İyi ki imiş.           Bazı var oluşlar "iyi ki" imiş.           Düştümse seni anlatırken düştüm.                         ...

âh içimde devletler yıkılıyor*

          Dağılıyorum. Un ufak oluyorum. Elimdeki avcumdaki benim olan o son üç beş şeye tutunmaya çalıştıkça sanki eşeleniyorum, deşiliyor tutmaya çalışan ellerim. Uğultular sabit. Geçmiyorlar. Konuşsanız mutluyum, neşe saçıyorum. Yüzümün, dolgun yanaklarımın coşkunluğundan ağzım küçük kahkaham büyük görünüyor dışarıdan bakınca, biliyorum. Engel olamadığım mutsuzluklar yaşanırken, kendi payıma düşeni kabullenip susuyorum. Kimseye kırılmaya hakkım yok gibi. Hep ben bir şeyleri anlatamıyorum, anlatabilsem anlarlar çünkü. Hep ben yanlışa düşüyorum, düşmesem düzelirdi çünkü. Kaç sebebim var umut edebilmek için? Ya olmazsa varabileceğim kaç son var? Nefesim kesiliyor çıkmaz sorularda. Şişmanlıktan değil, bundan 40 kilo daha zayıfken de oluyordu bu, sadece bu kadar sık değil. Astıma benziyor biraz. Anksiyete ile el ele tutuşmuş astıma... Boğaza oturan yumruya sevdalı minik tuzlu su damlalarına... Ağzın dille sarmaş dolaş olan o tavrına... Olmayacak yerde tutulup ka...

2019 Dileği

          Sayılara bir ekleyince sonuçlar değişmiyor bazen. 8, 9, 10... Sayıyorsun uzun uzun sonra bakıyorsun aynı kalmış. Gecesinde yarın yokmuşçasına vurdumduymaz yaşayabildiğin günün, sabahında aynı keşmekeşe uyanıyorsun. Ama bir saniye 1 Ocak resmi tatil değil mi? Rüya devam edebilir. Uyanmaya 24 saatin daha var. Yeni yıldan bir şey ummayı bırakalı bir iki yıl oluyor. İnsan aynı acımasızlığı sürdürdükçe ne günler ne aylar ne yıllar ne sayılar ne asırlar fayda etmeyecek. Kendimden umuyorum her gün, her gece; yarın sabah en az bugünkü kadar iyi kalabileyim. Daha iyi bir insan olma çabam sürsün ama daha iyisi olamasam da en azından vicdanımdan uzak düşmeyeyim. Tahammül etmek için çok kısa bir ömür yaşıyoruz. Sevgisizliğin ve şikayetin hayatlarına sirayet ettiği insanları hayatımdan çıkarıyorum, güzel bir eylem. Pollyanna değilim ama yapabiliyorsam, mümkünse sevgi ile büyümek istiyorum. Sevilmemenin bedelini ödedim, kendimi sevmeyerek. Şimdi öğrendim sev...

-O'na Mektuplar-

          Merak ediyorum, sen de benim kadar tahammül etmekte zorlanıyor musun? Belki benim iradesizliğimdir bu dünyayı sevemeyişim. Sevgisizliğin düstur edinildiği, saygının ne olduğunu koca koca insanlara anlatmak zorunda kaldığım yerleri sevmiyorum. Sizin oralar da böyle mi sahi? Ben çok severim sizin oraları. Aslen pek ilgim olmasa da severim. Doğa bir armağandır oralarda. Hatta bir armağandan öte seni sarıp sarmalayan koca bir sinedir. Güzeldir. Gerçi pek belli etmiyorum ama bu ülkenin toprağını çok seviyorum ben. Bakma kızdığıma, insan inandığına kızarmış en çok. Yapabilecekken öylece duruşumuza benim öfkem. Yoksa her yeri başka güzel bu memleketin. Vallaha bak. Norveç'i de çok seviyorum ama biliyorum ben gitsem mesela özlerim burayı. Kötülüklerini değil, zaten uzak kalırsan bir şeyden yeterli bir süre, beynin onunla ilgili kötü anıları silermiş yavaş yavaş. Bu da bir koruma mekanizması sayılır. Delirirdik yoksa değil mi? Sen daha iyi bilirsin. Belki anl...

Âh Bu Sunturlu Acılar

          Geçecek biliyorum. Geçti çünkü hep ama hiç bu kadar uzun sürmemişti. Şimdi çabalamak için sebepler arıyorum kendime, buluyorum da.  Hayatımın bu evresinde oluşumun yaşamın doğal akışına dâhil olduğunu kabullendim sayılır. Artık bencillik olarak görmüyorum mecburiyetlerimi. Gün gelecek işler tersine dönecek çünkü. O gün geldiğinde gocunmayacağım hiçbir şeyden. O halde ne anlamı var şimdi mecbur olduğumdan gocunmamın?             Anlamadınız biliyorum. Kafamın içine girseydiniz aklıselim insanlar olan sizler mutlak bir saçmalama hadisesi olarak nitelendirirdiniz fakat tam olarak öyle değil. Zor geliyor sadece bazı şeyler. "Ben senin yerinde olsam böyle yapmazdım" dediğimi yapmışım gibi oturuyor içime, oturuyordu daha doğrusu. Şimdi kaldırdım o hissi.  Ben mecburum. Karşımda mecburiyetimin mahcubiyet olmadığını söyleyen insanlar oldu hep, çiçeklerim. Ben buna rağmen kendimi yerin yedi kat dibine sokm...

İtiraf

          Uzaktan bakınca müthiş görünen hayatlar var. Benim de bakınca "ulan be böyle dünyaya gelmek vardı" dediğim hayatlar var. Kiminin bu cümleyi kurduğu hayat benimki. Gülümsetici. Belki haklılardır. Benim yerimde bir başkası olsa bu halin eminim mükemmelleştirecek birçok yanını bulur ve çok severdi. Çünkü dışarıdan bakınca hakikaten güzel görünüyor. Benim sevmediğim zihnimdir, şartlar değildir belki. Arada firar eden fikirlerimle, içinden çıkamadığım varlık sorunuyla, amacın aslını kavrayamamamla, hayalini kurduğum ütopyanın bu dünyaya ait olmayışıyla, korkularımla, kaygılarımla, ustaca yalan söyleyebilme yeteneğimle, bana ağır gelen empati kurabilme özelliğiyle zihnimin içi çok karışık. Kızgın değilim, kimseye, kendime de. Kırgınım, hayatta kalanın yaşamak zorunda oluşuna. Bu da itirafımdır; "Dünya ölemediği için yaşayan insanlarla dolu." cümlesindeki ölemediği için yaşayan insanlar kalabalığına dahilim.               ...