Âh Bu Sunturlu Acılar



          Geçecek biliyorum. Geçti çünkü hep ama hiç bu kadar uzun sürmemişti. Şimdi çabalamak için sebepler arıyorum kendime, buluyorum da. 
Hayatımın bu evresinde oluşumun yaşamın doğal akışına dâhil olduğunu kabullendim sayılır. Artık bencillik olarak görmüyorum mecburiyetlerimi. Gün gelecek işler tersine dönecek çünkü. O gün geldiğinde gocunmayacağım hiçbir şeyden. O halde ne anlamı var şimdi mecbur olduğumdan gocunmamın? 
           Anlamadınız biliyorum. Kafamın içine girseydiniz aklıselim insanlar olan sizler mutlak bir saçmalama hadisesi olarak nitelendirirdiniz fakat tam olarak öyle değil. Zor geliyor sadece bazı şeyler. "Ben senin yerinde olsam böyle yapmazdım" dediğimi yapmışım gibi oturuyor içime, oturuyordu daha doğrusu. Şimdi kaldırdım o hissi. 
Ben mecburum. Karşımda mecburiyetimin mahcubiyet olmadığını söyleyen insanlar oldu hep, çiçeklerim. Ben buna rağmen kendimi yerin yedi kat dibine sokmaya kararlıydım. Zannediyordum ki hayat böyle bir şey. Yirmi iki yaşına gelmişseniz artık yalnızsınız. Zannediyordum ki yirmi iki yaşında hayatımdan geçip giden yıllar büyük kayıplar. Zannediyordum ki bundan sonrasında her şey üzerime yağacak, kayıplar dolup taşacak, sel olup sürükleyecek beni bilmediğim bir yerlere. 
          Değilmiş! 
          Yani sanırım pek de öyle değil, galiba. 
          Her şey üzerime yağacakmış o doğru ama çıkıp dışarı avuçlarımı ıslatmayı öğrenmeliymişim, camdan bakan Arap kızı değilmişim; öyle olsam bile camı açmadan yağmurun sesi buğulu gelir, avuçlarım hep kuru kalır ve camla birlikte gözlerim de buğulanırmış. Yağmura saklanmalıymış. Acı çekilmeli, acıyı kabullenmeli ve onu sevmeliymiş. Çünkü bir şey acıtıyorsa hücrelerini, o zaten çok sevilenmiş. Kayıplar hep olacakmış. Gün gelecek elde, avuçta, kalpte, akılda ve hatta tüm bedeninde ve benliğinde ne varsa kaybedecekmiş insan. Ben de kaybedecekmişim. Ağlamaksa mesele ağlanmalıymış ama hayatın kendin için devam ettiği gerçeği bilinmeliymiş. Güzel amaçlar edinmeliymiş kendine. Ulaşılabilecek ya da ulaşılması güç amaçlar ama her ne olursa olsun bir amacı olmalıymış insanın. Zihninde kaybolmayı reddetmeli ve illa bir yerde kaybolacaksa sokaklarda, ağaçlarda, kitaplarda, filmlerde kaybolmalıymış. O zaman sağlık gelecekmiş ve hayatta her şeyin başı hakikaten sağlıkmış. Geriye kalan tüm gam ve kederin üstesinden gelme sorunsalı, ruhta güç bulunduğu an çözülüveriyormuş. İnsan hayatta kalmak için programlanmış, pek karmaşık zihin labirentleri olan ama eninde sonunda çıkışı bulabilen, gayriihtiyari tuhaf bir yaratıkmış. 
Kaybolunabilirmiş. Bazen kaybolmak gerekliymiş hatta. Sonunda kendi evrenine ulaşmalıymış ama. Çünkü kaybolmak bazen bir kaçma biçimiymiş. Herkesin bazen kaçmaya ihtiyacı ve hakkı varmış ve herkesin kaçışı farklıymış. Bir lastik kadar uzamadıkça kaçmak sağlıklı olmak için gerekliymiş. Kimse kimseden daha değerli değilmiş. Kimimiz, kimimiz için daha değerliymiş sadece ama kendimiz için en değerlisi hep yine kendimizmiş. Ben olmazsam zaten tüm bu girift labirent de yokmuş. Kendi yokluğunu kabullenebilmek tüm acıların en üstündeki acıymış ve buna, sadece acıyı artık hissedemeyenler dayanabilirmiş. Acı çekebilmek güzelmiş. Hayatta kalmak, nefes almak biraz da acımakmış. Acı; bazen zihninin içindeki, bazen parmağa batan bir iğnenin acısıymış ama fark etmezmiş. Nefesini tüm göğüs kafesine alabildiğince doldurunca acıyan göğüs kafesinmiş; sana en çok hayatta olduğunu hatırlatan. Bazen durup göğüs kafesine bir gökyüzü doldururcasına ve bronşların, büyüyen hacminden sızılı bir acı oluşturana dek kocaman nefes almalıymış. 
          İnsan o zaman yaşadığını anlarmış. 
          İnsan o zaman yaşarmış. 
                                                              08.06.18 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İtiraf

Reenkarnasyon Varsa Tanrım, Sonraki Yaşamımda Bencil Olmayı Dilerim!

"onu yaşamadan anlayamazsın" demiştin. anladım.