Kendimi Hiç Bu Kadar "Zırhından Sıyrılmış" Hissetmemiştim
İçimi nasıl döksem, kime ne anlatsam bilmiyorum. Sadece bir
şarkıyla oluyor bu, ilk kez belki de son kez bu kadar açık yazıyorum. Kendime bile ilk kez bu kadar açığım. Korkuyorum ve canım yanıyor. Ama öyle bildiğiniz
(belki de biliyorsunuzdur) acılardan değil. Böyle sanki biri ellerimi kollarımı
kesiyor ve az sonra acıdan bayılacakmışım gibi ama aylardır asla bayılmadım.
Sadece beynim kendini sıfırladı. Reset attı resmen. Özlüyorum. En yakın
arkadaşlarımı özlüyorum. Onlarla aptal olmayı özlüyorum. Dedemi özlüyorum. Beni
büyüten en büyük başarılarıma benden daha çok emek veren ve benden daha çok
benimle gurur duyanımı özlüyorum. Aylardır evden dışarı çıkmıyorum. İlk kez
ölümle, ilk kez gitmenin gerçekte ne olduğuyla, ilk kez yokluğun kendisiyle
tanıştım. Çok korkunçmuş. Sokaklara çıkmak eksik kalıyor gidecek yerim yokmuş
gibi çünkü. Tek başımalığımı besliyorum. Özlemeyi, acı çekmeyi bile
beceremiyorum işin aslı. Orhan’ı isterdim şu an yanımda. Bir dost bir yoldaş
oluşunu, yok. Zeynep’i isterdim yanımda. Sessizliğimle anlatmayı her şeyi, konuşmayı
beceremediğimden; yok. Dedemi isterdim yanımda. Memleketi anlatışını. Kocacık’a
götürebilmek isterdim onu, yıllar sonra ve son
kez görmesi için. Dinlemek isterdim. Konuşsun isterdim en çok. O
metrelerce aşağıdayken selvi fidanı dikmek istemezdim başucuna. Mezun olmak
isterdim. Onunla mezuniyet fotoğrafım olsun isterdim. Hediye ettiği dolma
kalemimle imza atmak isterdim. Arkasında durduğu tüm fikirlerin arkasında
durduğumu görsün isterdim. O yokken hiçbirini yapmak istemiyorum. O yokken
nefes almak içimi acıtıyor. 2017’den nefret ediyorum. Herkes ölüyor. Çok fazla
ölümü aynı insanlara yüklemek çok acımasızca. Eğer varsan Tanrım; senden nefret
ediyorum. İnsanlara her zaman dayanamayacağı acılar yüklüyorsun.
Her şey boşlukta sanki. Nefes aldığımı, yürüdüğümü
hissetmiyorum. Gülerken güldüğümü hissetmiyorum. Düşündüğümü hissetmiyorum.
Ağzınız uyuşmuşken yediklerinizin tadını alamazsınız ve yemek yemek
anlamsızdır; şu an benim için yaşamak bu. Ağzınız uyuşmuşken farkında olmadan
dudaklarınızı kemirirsiniz ama hissetmediğiniz bir şey size ait değildir. 2017’nin
en başından beri küçük dünyam benim için bu. Kendi kendimi kemiriyorum ama
farkında bile değilim. Çünkü hissetmiyorum. Bana ait değil ki bu nefes alan
beden, bu atan kalp, bu akıl, bu gözler, bu kulaklar. Ben bir boşluktayım. Ama
fiziksel olarak içinde bulunduğum ortam akıcı bense durağanım. Onlar hareket
ediyorlar, yürüyorlar, koşuyorlar, işlerine okullarına gidiyorlar, ders
çalışıyorlar, aşık oluyorlar, mutlu oluyorlar, gülüyorlar, geziyorlar. Ben..
Ben sadece duruyorum. Olduğum yerde duruyorum.
Boşlukta. Ben duruyorum, etrafımda bir hayat akıp geçiyor. Bu arada
yaşımı dolduruyorum vs. anlamsız bir sürü ayrıntı. Astral seyahat gibi.
Dışardan izliyorum. Tek fark sadece izliyorum.
Okumayacaksın anne biliyorum. Okumanı da istemiyorum zaten.
Seni çok seviyorum. Sen bilmiyorsun ya da ben sana söylemeyi beceremiyorum ama
seni çok seviyorum. Lütfen sen gitme. Çünkü ben bırakmaya çok hazırım.
Tutunacak çok bir şeyim kalmadı. Biliyorum erken pes ediyorum, sen bana güçlü
durmayı öğrettin. Özür dilerim.
Ekim 2016’dan sonrasından ve 2017’den nefret ediyorum.
Tavanlar, izlenmek için yapılmadı çünkü.
Kendimi hiç bu kadar "zırhından sıyrılmış" hissetmemiştim.
“Sen esas alemi
seçtiğinden beri
Ben o saniyede
bittiğimden beri
Dünya bildiğin dünya,
dönüp duruyor işte”
02.05.2017 / 21:00
Yorumlar
Yorum Gönder